beden siz siniz
Aşırı Asitleşme Nasıl Önlenir?

 

1.Beslenmede alınabilecek önlemler

Beslenme konusu her yönüyle sağlığımızı önemli ölçüde etkileyen bir konu. Bu konuda verilen tablolarda yer alan asit etkisi yaratan tüm besin maddelerini yaşamımızdan silip atmak tabii ki söz konusu değil. Çünkü besin maddelerinin asidite dışında mineral, vitamin zenginliği, lif oranı ve sağladığı enerji değeri v.s. gibi çok sayıda ölçüte bağlı yararı var. Örneğin, bedenin yapı taşını oluşturan proteinlerin besin yoluyla makul ölçülerde alınması kaçınılmaz. Bu konuda belki de basit bir gruplama eşliğinde özet önerilerde bulunulabilir:

Alkalileştiren başlıca besin maddeleri:

  • Sebzeler
  • Patates
  • Meyveler (çok tatlı meyveler hariç)
  • Yoğurt
  • Maydanoz, dereotu, kekik, kimyon, hardal ve biber gibi lezzetlendiriciler
  • Çaylar

Asitleştiren besin maddeleri:

  • Şekerli yiyecek ve içecekler
  • Beyaz undan yapılmış yiyecekler
  • Rafine edilmiş pirinç ve diğer tüm rafine tahıllar
  • Katkılı yiyecekler, konserveler
  • Kolalı içecekler
  • Kahve
  • Alkol
  • Et, tavuk, balık ve özellikle sakatatlar

 

Konu yemek ve beslenmeden açılmışken, aşağıda sıralanan bilgi ve önerilere dikkati çekmekte yarar var:

  • Bedende alkali/asit dengesi 4:1 olduğundan beslenmede de bu oran dikkate alınmalı.
  • Tokluk hissi yemeğe başladıktan yaklaşık 20 dakika sonra fark edilebilmekte; yavaş yiyerek aşırı yemek önlenebilmekte. Hızlı ve telaşlı yenen yemek sağlıksız. Beden ihtiyacı göz önünde bulundurularak yemek keyifle yenmeli ve aynı anda TV veya okumaya yer verilmemeli.
  • Yemekler çok çiğnenerek sindirime yardımcı olunmalı.
  • Geç ve sindirimi zor akşam yemeklerinden kaçınılmalı.
  • Sabah kahvaltısı günün en önemli öğünü, kesinlikle atlanmamalı.
  • Sebze ve meyveler mevsiminde yenmeli.
  • Hazır, katkılı ürünlerden uzak durmalı.
  • Bitkisel yağlar tercih edilmeli.
  • Yemek esnasında, sindirimi geciktirmemek için, sıvı almamalı, 30 dakika önce veya sonra tercih edilmeli.
  • Yüksek dereceli alkollü içecekler yerine ölçülü miktarda şarap tercih edilmeli ve içilen her kadeh şarap karşılığı bir o kadar su içilmeli.
  • Kahve tüketimi minimumda tutulmalı ve eşit miktarda su içilmeli.
  • Kişi ağırlığının kg’ı başına 30 ml hesabıyla günde yaklaşık 1.5- 2.5 lt su içilmeli. İçilen suyun optimal miktarda Ca, Mg içermesine dikkat etmeli; bu da suyun PH derecesiyle kendini belli eder. Sağlıklı ve içimi hoş bir içme suyu alkali özellikte PH derecesi 7-7.5 civarında olmalı.
  • Arada sırada yapılan kaçamaklar yaşama sevincine katkı sağlayacağından buna izin verilmeli, ancak ertesi gün ölçülü ve seçici davranarak denge sağlanmalı.

2. Toksinlerin atılması

Boşaltım sistemlerinin düzenli bir şekilde görevlerini yapması sağlanmalıdır. Buna yardımcı olmak için bazı öneriler sunulmakta:

  • Derin nefes alıp vermelerle ciğerlerden karbonik asidin atılması ( Yürüyüş, yüzme, bisiklet, yoga)
  • Aşırıya kaçmadan yapılan spor ve yoga ile dokulardan toksin atılması
  • Sıcak banyo, güneş banyosu ve sauna ile ciltten ter yoluyla toksin atılması
  • Yeterli alkali su ve bitki çayları içerek böbreklerden toksin atılması
  • Oruç ve detoks bedenin aşırı asitleşmeden kurtarılmasında önemli bir önlem. En azından ara sıra günlük hafif diyetler uygulanabilir. Örneğin, günlük diyette hayvansal ürünler, beyaz unlu besinler, tatlılar ve alkollü içecekler alınmaz; bol sebze, meyvelere ve bitki çaylarına yer verilir.

3. Olumlu düşünme

Düşüncelerimiz, bilindiği gibi beden kimyamızı doğrudan etkilemekte. Öfke, kızgınlık, aşırı hırs, nefret ve kin gibi olumsuz duygular, geçmişe yönelik pişmanlıklar ve gelecekle ilgili korku ve endişelerin tümü bedenimizin yarattığı salgılarla asidite artışına yol açmakta. Çoğu zaman olumsuz duygu halinde asitleştirici özellikte besinlere yönelmekteyiz (şekerli, unlu gıdalar, alkol v.s.). Bunları yedik içtikçe olumsuz ruh halimiz daha da derinleşirken çoğu zaman kötü bir döngüye de girilmiş olur.

Bu konuda neler önerilmekte, sıralamaya çalışalım:

  • Beden 23.00- 02.00 saatleri arasında kendini bir takım salgılarla yenileyebildiğinden dinlenme ve uyku saatlerini buna göre düzenlemekte yarar var. Beden sağlığını korumak ve güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak için konu üzerinde durmaya değer.
  • Duyguları, kalbi açma ve olumsuzluklarla yüzleşme, konuya ilişkin bir diğer öneri. İçine kapanan kişi, gerginlikleri içinde taşıdığı sürece huzur bulamadığı gibi bedenine de farkında olmadan sürekli zarar vermekte.
  • Kendini günah ve sevaplarıyla kabul etme ve onaylama
  • Kendinin ve diğerlerinin hatalarını affetme
  • Dua ve meditasyon
  • Karşılık beklemeden sevgi ve hizmet verme
  • Zamanı doğru kullanma

 

Bedenin beslenmesi üzerinde durduğumuz kadar belki de “ruhumuzun beslenmesi” üzerinde durmuyoruz. Yaşam boyu karşılaştığımız gerginlikleri, olumsuz koşulları ve her türlü bedensel ve zihinsel yorgunlukları aşabilmemiz için ruhumuzun da “dinlenmeye”, “beslenmeye” ihtiyacı olduğunu unutuyoruz. Sağlıklı bir beden için yaşam tarzımıza ilişkin yeni kararlar almadan önce belki kendimize şu soruları yöneltmekte yarar var:

  • Uğraşılarımız ve aile yaşamımız ile barışık mıyız?
  • Boş zamanlarımızı doğru değerlendirdiğimize emin miyiz?
  • Acaba gizli arzu ve ihtiyaçlarımız var mı?
  • Kendimize özel olarak zaman ayırabiliyor muyuz?
  • Kendimize gerçekten önem veriyor muyuz?

 

Belki de içimizdeki olumsuz seslere hiç kulak vermeden bunları yok saymaya çalışıyoruz, iç hesaplaşmalardan kaçınıyoruz ve sonunda olumsuz ruh halimizin nedenlerini de bu şekilde gözden kaçırıyoruz. Belki de kendimizi yeterince önemsemiyoruz. Yapılan araştırmalar özellikle kadınların kendinden çok eşlerinin ve çocuklarının sorunlarına yoğunlaştığını ve kendi gereksinmeleri ve duygu dünyalarıyla ilgilenmeye fırsat bulamadıklarını ortaya koymakta. Kendimizi “önemseme” konusunda zaman zaman belki de küçük ödüllerle “şımartmayı” dahi deneyebiliriz; örneğin, küçük bir hediye alarak, bir gezinti, sevdiğimiz bir arkadaşla keyifli bir program düzenleyerek.

Diğer yandan, sorunlarımızın üstesinden gelmeye çalışırken mutlaka tek başımıza, kendi gücümüzle savaş vermek zorunda olmadığımızı da bilmeliyiz, bu çoğu zaman yıpratıcı da olabilmekte. Yukarda da belirttiğimiz gibi, kalbini açarak sorunları, endişeleri bir başkasıyla paylaşma ve çıkış yolları aramaya çalışma belki de çok etkili bir rahatlama yolu.

Zamanı doğru kullanma da bedende asitleşmeyi tetikleyen stresin denetiminde üzerinde durulması gereken bir konu. Yapmak zorunda olduğumuz iş ne kadar yoğun olursa olsun, doğru bir planlama ve faaliyetleri daima önem sırasına göre sıralayarak işe koyulma çok önemli. Acele ve telaş içinde yapılan tüm faaliyetler bedenimiz ve ruh sağlığımız için risk oluşturmakta. Belki arada istisnalar olabilir ama genelde günü nefes nefese bitirmemekte yarar olduğunu bilmekte fayda var.

Gün içinde mutlaka kısa süreli de olsa boşluklar yaratılmalı ve bedeni olduğu kadar ruhu da dinlendirmeye zaman ayırmalı; örneğin, daha önce yaşanmış hoş bir anı veya manzarayı zihinde canlandırarak kısa süreli hayale dalmak öneriler arasında.

Kendimizle baş başa kalabildiğimiz bu değerli anlar belki de bedenimizin vermeye çalıştığı küçük sinyalleri de algılamamıza olanak sağlayabilir. Bedenimizle ilgili karşılaştığımız büyük sorunların aslına bize çok önceden küçük işaretler verdiği de bugün tıp dünyasının kabul ettiği bir gerçek.